0 Paylaşımlar

RUH

Ya bin yıl, ya bin asır sonra o gün gelecek.
Koklarken küllerimi mezarımda bir böcek
O kadar yanacak ki, bir yüksüklük toprağım,
Yerden bir damar gibi kopup fışkıracağım!

Ve birden bakacağım, her tarafım bitişmiş,
Başım toprak altında bir maden gibi pişmiş.
Nefesten daha ince bir ipek kumaş derim;
Fosfordan daha parlak, ince uzun ellerim.
Dalacağım kendimin hayran hayran seyrine,
Diyeceğim; Bu dönen şeyler eski yerine,
Benim diye baktığım şeylermiydi bir zaman?
Külümün rüyasımı yoksa gördüğm?.. Aman!
Başımda açılacak fanilerin şeması,
Ve onların toprağa gercek teması,
Bir tatlı veim gibi içimi bayıltacak;
Toprağın, koşacağım üzerinde yalınayak;
Şehrin, dolaşacağım kuş gibi etrafında;
Bir beyaz hayaletin up uzun çarşafında,
Gezeceğim doğduğum evin odalarını.
Geceleyin, koskoca şehrin lambalarını,
Bir keskin üfleyişim söndürmeye yetecek;
Korku şehrin çelikten sesini tüketecek.
Her şey susacak o ân, çalınacak kapılar;
Kiremitleri yaprak yaprak alan bir rüzgâr,
Ağzımdan haykıracak, uzun, gizli, çarpışık…
Erişilmezfikir ki, düğüm düğüm dolaşık…
Sarıldıkça boşanan yumak, çözülen demet;
Başı görünmez hayâl, sonu gelmez nedamet….

1931